Çevirmen Ayşe Selen anısına düzenlenen “Tiyatro ve Çeviri Günleri”nin dördüncüsü “Ermeni Harfli Türkçe Metinler ve Ermenice’den Türkçe’ye Çeviriler”başlığı altında 3 Ocak 2021 tarihinde yapıldı. Tiyatro araştırmacısı, çevirmen ve oyuncu Fırat Güllü moderatörlüğünde gerçekleşen etkinliğe akademisyen Mehmet Fatih Uslu ve oyuncu ve çevirmen Boğos Çalgıcıoğlu katıldı. Konuşmacılar, Osmanlının son döneminden Cumhuriyet yıllarına kadar Türk Tiyatrosunda Ermenilerin rollerinden ve bu dönemdeki telif ve çeviri oyunlardan bahsettiler.

Mehmet Fatih Uslu konuşmasına Batılı anlamda tiyatronun kökeninde Ermenilerin Osmanlının son dönemlerinde yoğun olarak gerçekleştirdiği tiyatro faaliyetlerinin yer aldığını belirterek başladı. Doktora tezini Osmanlı’da Türkçe ve Ermenice dramatik metinler üzerine yazdığını belirten Uslu, bu dönemde Ermenice öğrenme gereksinim duymaya başladığını söyledi. Ermenilerin özellikle Batıyla ticaret yoluyla çok sıkı ilişkiler kurduklarını ve bu yolla kültür aktarımı gerçekleştirerek Batılı anlamda tiyatroyu telif ve çeviri eserlerle Osmanlı’nın merkezine koyduklarını belirtti. Uslu’ya göre Venedik’te kurulan Mıkhitarist Manastırı Ermeni aydınlanmasında önemli rol oynamış, buradaki tiyatro birikimi, İstanbul’dan Venedik’e giden ve geri dönen öğrencilerle Osmanlı’ya taşınmıştır.

Uslu, tiyatronun diğer yazınsal türler gibi metinle sınırlı olmadığını, oyun metinlerinin sahnelenmesinin modern anlamda kamusal alanlar oluşturduğunu öne sürdü. Kent merkezlerinde farklı sınıfların belirli mekânlarda kültür ürünlerinin tüketimini gerçekleştirdiğini ve bunun Osmanlı’nın modern bir devlet olma yolunda evrilmesinde yardımcı olduğunu belirtti. Uslu, konuşmasında ayrıca, tiyatro metinlerinde, milliyetçilik, Osmanlıdan kopuş vb. gibi konuların işlendiğini, tiyatronun denetiminin 1870’lerden sonra devlet eliyle yapıldığını ve belirli bir ideoloji çerçevesinde, tiyatronun tek tipleştirici olmaya başladığını da ekledi.

Uslu, konuşmasının sonlarına doğru bu dönemde yazılı alanın ne kadar geniş olduğuna dikkati çekti. 1870’lerin ortalarında itibaren, Arap harfli Türkçe metinler, Ermen harfli Türkçe metinler ve Ermenice metinler olduğunu bunların yanı sıra alanın sadece oyun metinleriyle değerlendirilemeyeceğini, Ermenilerin bu alanda çok fazla üretici olduklarını belirtti. Oyun metinlerinin yanı sıra sürekli yayınlarda yer alan değerlendirme ve eleştiri yazılarının da oldukça yol gösterici olduklarını söyledi.

Çeviribilimsel açıdan bakıldığında, söz konusu dönemde, kaynak metinlerin seçimlerinde hangi ölçütlerin gözetildiği incelenebilir. Erek dizgede çeviri eserlerin konumu ve bunların özgün eserlerle olan ilişkileri ortaya çıkartılabilir, erek dizgede çeviri normları belirlenebilir. Ayrıca, Başak Ergil ve Fırat Güllü’nün önceki etkinlikte değindiği gibi bu dönemde çevirilerin daha çok uyarlama olmaları, azınlıkların öteki olarak temsil edilip, dönemin ahlakına aykırı eylemlerin bu gruplara atfedilmesi söz konusu olduğundan, çevirilerin belirli bir ideoloji ve poetika kapsamında yapıldığı söylenebilir ve bu çeviriler bire yeniden yazım olarak  incelenebilirler. Uslu’un dikkati çektiği, değerlendirme ve eleştiri yazılarının da birer üstmetin olarak, dizgenin şekillenmesinde, seyircileri ve okuyucuları nasıl etkiledikleri incelenebilir.

Uslu’dan sonra söz alan Boğos Çalgıcıoğlu konuşmasında Türk Tiyatro tarihinin incelenmesinde önemli bir kaynak olan Metin And’ın Osmanlı Tiyatrosu adlı eserinden bahsetti. Çalgıcoğlu’na göre And, Türkiye’de Batılı anlamda tiyatronun gelişiminde Ermenilerin oynadıkları rolü övgüyle anlatmıştır. Çalgıcıoğlu, Sarkis Tütüncüyan’dan yaptığı Türkiye Ermenileri Sahnesi ve Çalışanları başlıklı çevirisinden de bahsetti. Bu kitap günümüzde Osmanlı tiyatro tarihi çalışmalarında önemli bir eksikliği gidermektedir. Çalgıcıoğlu, dönemin incelenmesinde önemli görülebilecek, Güllü Agop’un daha çok Türkçe oyunlar sahnelemesini, buna karşın Baronyan’ın Ermenice oyunlar yazmasını, Ermenice ve Osmanlıca Tadron (Tiyatro) dergisini yayımlamasından bahsetti. Bu noktada, çeviribilimsel açıdan bakıldığında, erek dizgeye çeviriyle giren kuramsal bir metnin erek dizgede özgün ve çeviri eserlerin okunmasını etkileyebileceği söylenebilir.

Çalgıcıoğlu konuşmasına Baronyan’ın Şark Dişçisi’ni çevirme sürecinden bahsederek devam etti. Tiyatro metni çevirmeninin aynı zamanda bir tiyatrocu olmasını gerektiğini belirtti. Tiyatro metinlerinin sözcüğü sözcüğüne çevrilmemesi gerektiğini önerdi. Şark Dişçisi’ni 19. yüzyılda yazılmış dramatik bir metin olarak bağlamını ve biçemini göz önünde bulundurduğunu belirtti. Çeviri sürecinde, olayları güncellediğini, o döneme ait para, ölçü birimleri gibi kültürel öğeleri günümüze uyarladığını bunların yanı sıra kolay sahnelenebilir ve rahat anlaşılan bir dramatik metin olarak güncel ve yaşayan bir dilde ürettiğini belirtti. Çeviribilimsel açıdan bakıldığında Çalgıcıoğlu’nun çevirmen olarak kaynak metni dramatik bir metin olarak çözümlediği ve erek dizgede bu metni erek dizgenin poetikasına uygun olarak yeniden yazdığı söylenebilir. Şark Dişçisi böylece erek dizgeye kaynak metnin yazılmasından yüzyıl sonra girmiş olmaktadır. Çalgıcıoğlu aynı zamanda, oyunun alımlanmasına da değindi. Oyunun yazıldığı gibi sahnelenmediğini, oyunun sahneye konulma biçiminin seyircilere çok hitap ettiğini ve oyunu sevdirdiğini öne sürdü. Şark Dişçisi, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda 2012-2016 yılları arasında kapalı gişe oynayarak, birçok ödül almış, farklı bir kadroyla Bursa Nilüfer Belediyesi Sahnesi’nde oynanmış ve Ermenistan turnesi yapmıştır.

Buna ilişkin olarak, BGST oyuncularının yazdığı, Muhsin’in Son Hamlet’i Kim Var Orada? adlı oyun dönemin tiyatro bağlamında Vahram Papazyan ve Muhsin Ertuğrul arasındaki dostluk ilişkisini sahneye taşıyan ve günümüz izleyicisinin Batılı anlamda Türk tiyatrosunun kökeninde yer alan Ermeni tiyatrosuna bir bakış atabilmelerini sağlayan bir oyundur. Oyun, Muhsin Ertuğrul’un 2. Meşrutiyet sonrasından, Darülbedayi’deki görevine kadar geçen dönemi konu edinir. Oyunda, Muhsin Bey kendi anılarını ve anılarının oluşturduğu tiyatro tarihimizi yazmaktadır. Bu süreçte ona iki hayalet eşlik eder. Bu hayaletlerden biri Vahram Papazyan’dır. Muhsin Bey’in hocası olarak nitelendirdiği Papazyan günümüzde çok bilinmeyen tiyatro tarihimizin Ermeni kökenlerinin kapısını aralar. Diğer hayalet ise, Latife Hanım’dır. O da geçmişte kadın oyuncuların durumlarının gözler önüne serilmesini sağlar. Böylece tiyatro geçmişimizin Osmanlın son dönemlerinden Cumhuriyet’e kadar gözler önüne serilir. Oyunda Türk Tiyatrosunun temellerinin atılması, Ermeni oyuncuların tiyatroya dahil edilmemesi ve bütün bunların altında yatan tek tipleştirme gayesi çarpıcı bir şekilde anlatılmaktadır. Başak Ergil, “Vahram, Muhsin ve Kozmopolit Hayaletler” başlıklı yazısında Muhsin’in Son Hamlet’i Kim Var Orada? oyunundan önce yazılan ve bu oyuna evrilen, Muhsin ve Vahram oyununu Muhsin Ertuğrul’un, Türk tiyatro tarihiyle hesaplaşması olarak görür. Muhsin ve Vahram arasında geçen diayalogları çok dillilik, çokkültürlülük ve kozmopolit seyirci açısından değerlendirir. 

Çalgıcıoğlu Osmanlının son dönemlerinden, Cumhuriyet dönemine ve günümüze kadar olan süreçte Ermenice tiyatroların durumuna da değindi. Osmanlının son dönemlerinde az sayıda da olsa Ermenice telif ve çeviri oyunlar sahnelense de Darülbedayi’nin kurulmasıyla Ermeniler burada yer almamışlardır. 1923 ile 1946 yılları arasında da İstanbul’da Ermenice oyunlar sahnelemek gayri resmi olarak yasaktı. Bu tarihten sonra ise Ermenice tiyatro faaliyetleri dernekler çatısı altında gerçekleşmeye başlamıştır. 1970’lerden sonra ise derneklerde oynanan oyunlara da ilgi azalmış ve Ermenice oyunlar giderek daha az sahnelenir olmuşlardır. Ermenice sahnelenen oyunlar dil yitimini bir ölçüde engellese de Türkçe’ye yapılan çevirilerin bunun tersi yönünde bir etkisi olabilir. Aynı zamanda çeviriler kaynak metne dikkati çekebilir ve kaynak dile karşı bir ilginin artmasına da neden olabilir. Çalgıcıoğlu, günümüzde sahnelenen önemli oyunlar arasında Levon Şant’ın Hin Asdvadzner (Eski Tanrılar) ve Bercuhi Berberyan’ın Kınalı Ah Kınalı ve Vah Kınalı adlı oyunlarını andı.

Etkinliğin sorular kısmında söz alan Başak Ergil, tüm konuşmaları çeviribilimsel bir bakışla toparlamak amacıyla bu alanda bibliyografların oluşturulmasının öneminden bahsetti. Bibliyografyaların sadece telif ve çeviri oyun metinlerinden ibaret görülmemesini, bu oyunlar üzerine yazılan inceleme, değerlendirme ve eleştiri yazılarının da dahil edilmesi gerektiğini belirtti. Bibliyografyaların alanda nelerin yapıldığı, nelerin eksik olduğunu ve nasıl araştırmaların yapılmasının görülmesinde fayda sağlayacağını belirtti. Ergil, ayrıca, yan metinler olarak adlandırılan çevirmen önsözlerinin, dipnotların çeviri incelemelerindeki önemi üzerinde de durdu. Etkinlik bu alanda çalışılabilecek çeviribilimcilerin yetiştirilmesi temennisiyle son buldu.

Aleks MATOSOĞLU

Ermeni Harfli Türkçe Metinler ve Ermeniceden Türkçeye Çeviriler

Category: Etkinlikler
0

Tartışmaya Katılın