Translation -1 ekibi farklı alanlarda kendilerini geliştirmeye devam ediyor. 1 Ağustos tarihinde değerli Javid Aliyev ile doktora çalışmasında işlediği James Joyce ve onun Modernizm’deki yeri üzerine ilk söyleşimizi düzenledik.

Söyleşimiz sırasında sevgili Javid Aliyev, “Modernizm nedir? Modernizm ve Modernite’nin farkları nelerdir?” gibi sorulara tanım düzleminde cevaplar vererek giriş yaptı. Başta insan aklını, nesnel bilgiyi önemseyen düşünürler tarafından belli başlı bir fikir hareketi durumuna gelen modernizm 16 ve 17. yüzyıllarda sık sık gündeme gelmiş, fikir ve sanat akımı haline almıştır. Modernizmin etik, siyasi, ekonomik ve bilhassa felsefi bir bağlamla buluşmuş hali olan modernite ise tüm bu olgularla bir gelenekten kopuşu temsil eder.

Aliyev, ardından modernizmin çağ yaratan çıkış noktasına, Viyana’nın Modernizm’in beşiği olduğu halde neden modernist sanatçıları bünyesinde barındıramadığına ve bu sanatçıların ne sebeplerle Paris, Moskova gibi farklı birçok şehre dağıldığına değindi. Kısacası kendileri bizi, Modernizmin bir sürgün sanatı olduğu sonucuna kadar getirdi.

James Joyce’un Dubliners adlı kısa öyküler içeren kitabının modernist özelliklere sahip üslubundan ve mezkur eserin The Sisters öyküsündeki cevapsız ve bir o kadar da ruhani anlatısındaki modernist imgeleri sıraladıktan sonra, James Joyce’un ölüm, kilise, gelenekler gibi olgulara, kısacası içinde bulunduğu toplumun değerlerine karşı olumlu/olumsuz yaklaşımlarına ayna tuttu diyebiliriz.
Bu arada Modernizm ve Post-modernizm ilişkisini kendi bakış açısından bizlere aktarırken bizler bu kavramları yeniden sorguladık. Savaşların insanları yalnızlaştırarak kendi içlerine dönük hale gelmelerine ortam hazırladığına, bunun da örneğin, edebiyat alanında yazarların modernizm öncesi dönemlerde kalıplaşmış ifadelerin ve anlatım tarzlarının dışına çıkarak bilinç akışı ve iç konuşmalar gibi değişiklikleri benimsediklerine değindi. Hocamız, modernizmin etkilerine örnek olarak, flashback dediğimiz olay sıralamasını yıkıp geçmişe dönük sahnelerin kullanılarak zaman zincirinin yok sayıldığı bir sinema tekniğinin ortaya çıkış hikayesini ve bunun günümüz medya çağındaki görsel-işitsel, var olan tüm mecralardaki yansımasını bizlerle paylaştı.
Peki, James Joyce’u modernist yazarlar arasında ayrıcalıklı kılan neydi, diye sorduğumuzda ise, yazarın anlattığı olaylarda bazı boşluklar bırakarak o alanları okuyucunun doldurmasını istediğini, yani hikaye boyunca hem anlatıcının hem de okuyucunun aktif tutularak karşılıklı bir iletişim halinde olmalarını hedeflediğini belirtti. Belki Modernizm sanatı ve edebiyatı yeni istikametlere yönlendirdiği gibi, Joyce da insanların roman hakkındaki görüşlerini yeni yerlere sürükledi.

Joyce’un hayatı sorgulayan bir tavırla, duyguların baskın olduğu gözleme, tasvire dayalı anlatısıyla kaleme aldığı Dublinliler, sonuca varmayan meramını karakterlerinin iç dünyasında sergiliyor. Bunu yaparken de modernizmin odak noktası bireyselcilikten dem vuruyor denebilir.

Bu güzel hoş sohbet için hocamız Javid Aliyev’e teşekkür eder, T-1 olarak bu tarz etkinliklerin devamını dileriz.

Daha fazlası için takipte kalın..


Edit: Cihan Ünlü

Modernizm ve James Joyce Hakkında Konuştuk!

Category: Etkinlikler
0
3741 views

Join the discussion